Genç Hacıbektaş WEB Advertisement  
Salı, 06 Ocak 2009
 
Anasayfa arrow Araştırdık arrow Şeyh Bedrettin
   
 
Ana Menü
Anasayfa
Genç Hacıbektaş WEB
Kültür - Sanat
Araştırdık
Genç Paylaşım
Genç Mizah
Arama
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Mekanlar
Hacıbektaş Gücü
Hacıbektaş Gönüllüleri
Oyunlar
Resimler (Yeni)
Sitelerimiz
Hacıbektaş WEB
Forum Hacıbektaş
Albüm Hacıbektaş
Ruhi Su
Nerde Kalınır
Saat & Tarih
 
   
 
Şeyh Bedrettin Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Yazar Genç Hacıbektaş   
Çarşamba, 07 Şubat 2007

Şeyh Bedreddin

Yagmur ciseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi.

Yagmur ciseliyor,
beyaz ve ciplak murted ayaklarinin
islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.


Yagmur ciseliyor.
Serezin esnaf carsisinda,
bir bakirci dukkaninin karsisinda
Bedreddinim bir agaca asili.

Yagmur ciseliyor.
Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
cirilciplak etidir.

Yagmur ciseliyor.
Serez carsisi dilsiz,
Serez carsisi kor.
Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu
Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.

Yagmur ciseliyor.




İçindekiler

  • Felsefesi
  • Hayatı
  • Eserleri
  • Mutasavvıflığı
  • Yararlanılan Kaynaklar
  • Türkçe'de Şeyh Bedreddin
  • Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı


Şeyh Bedrettin islam mistisizminin (tasavvuf) Vahdet-i Vücud okuluna mensup ünlü mutasavvıf ve düşünür.

Felsefesi

Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi ve Tanrı katına yükselmesi olarak anlar. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tutar. Bu anlamıyla döneminin komünar önderlerindendir. Bu önderlik Anadolu topraklarında bir kesişme noktası olmuştur.Şeyh Bedrettin, 1200'lü yıllar Anadolu'sunda geliştirilen felsefe sistemini, 1400'lü yılların ilk çeyreğinde bir devrim meşalesine dönüştürerek taşımaya çalışmıştır. Doğa ve insan olanaklarının gerçek kapsamları ve gerçek boyutları içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Onun savunduğu düşüncenin özünü ifade eden "ünlü söylemi" şudur:

"İlahi irade dahi, bir nesnenin (ancak) yeteneğinde olanı Allah'ın dilemesi demektir; yoksa, o nesnenin yeteneğinde olmayanı, Allah'ın istemeye yetkisi yoktur".

Bedrettin, hemen her şeyin insanlar arasında ortak, paylaşabilir ve mubah olmasını bir eşitlik ilkesi olarak görmüştür. Osmanlı toprağında yaşayan halklar arasında, din farkının kaldırılmasını ve Müslüman olmayanların da ülke topraklarından yararlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu çerçevede "bir toprak reformu ve buna koşut olarak dinsel bir reform" yapılmasını savunmuştur. Bedrettin her ne kadar dini bilimler okumuş olsa da, kendisi daha çok toplumun ekonomik ve sosyal yönüyle ilgilenmiştir. Öbür dünya yerine bu dünyaya yönelmiştir. Her şeyin insanda bulunduğunu, doğa ile insanın bütünlüğünü vurgularken, emeğin doğayla ilişkilerini açıklamaya çalışmıştır. Bu nedenle üretim-tüketim sorunlarıyla da yakından ilgilenmiştir. “Tanrı malı, Padişah malı” düşüncesine de karşı çıkmıştır. “yarin yanağından gayrı her şey ortak” tezini geliştirmiştir. Böylece Şeyh Bedrettin’de, üretim araçlarının mülkiyeti açısından, çok ciddi bir sosyalist düşünce anlayışının filizlenmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bedreddin’e göre, dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Bedreddin bu bağlamda derki “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.”

O, bilginin önemi açısından bilgisiz kişilerde sezginin de olmayacağını öne sürer. Yanılmanın esasen bilgisizlikten kaynaklandığını, oysa bilgi ve akıl ile yanlışa düşmenin mümkün olamayacağını söyler.

Bedrettin, varlık birliği denilen “Vahdet-i vücut”ta insanın tanrıyla birliği düşüncesine inanır. Bunun dışında Tanrı’nın kavranmasının güçlüğünü anlatır.

Ona göre insan, özellikleri bakımından Tanrıdan bir parçadır. İnsanların yaradılışında tanrı bir yönüyle kendisini örneklemiştir. İnsanların tanrının güzelliklerini, iyiliklerini taşımaları gayet doğaldır, ve bunda hiç bir sakınca aranmamalıdır. İnsan yaradılışında, diğer varlıklardan üstün tutulmuştur. Bu nedenle insanoğlu düşünce gücü ve yetenekleri bakımından Tanrı’nın kendisine aktardığı üstün niteliklerin değerini bilmelidir, ona göre davranmalıdır.

Bedrettin akıl konusunda başka bir yaklaşım getirerek, aklın tanrıyı kavrayamayacağını ileri sürer. “Tanrı’nın kavranması aklın sınırlarını aşar. İnsanın akıl gücü Tanrının büyüklüğünü, kudretini kavramak için yeterli değildir. “

“Tanrı’nın varlığı tüm evreni tamamlar. Evrenin varlığı yine Tanrı ile varoluşundandır. İbadetin koşulu ve kuralı yoktur. Tanrı her türlü ibadeti kabul eder.”

Hayatı

Günümüzde Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında doğmuştur. Kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Babası Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un torunu olduğu söylenen Abdülaziz'in oğlu İsrail, annesi ise Rum asıllı bir hristiyan iken müslüman olan Melek Hatun'dur. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşmiştir.

Şeyh Bedreddin eğitimine babasının yanında başladı. Daha sonraları Şahidi adlı bir hocadan ders aldı. Mevlana Yusuf'tan sarf ve nahiv okudu. Astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanan Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadıs Şeyh Mahmud'den ders alırken Mevlana Yusuf'un yanında fıkıh öğrenimine de devam etti. Mevlana Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri aldı.

Sultan Berkuk'un sarayında oğluna üç yıl ders vermiş ve Sultan'ın cariyelerinden Cazibe ile evlenmiştir. Eşinin kız kardeşi Meryem ile yaptığı tasavvufi sohbetlerden etkilenerek Kahire'deki Ahlatlı Şeyh Hüseyin'e intisap etmiş ve bir süre sonra doğuya gezintiye çıkmıştır.

Şeyh Bedreddin'in aktif siyasi hayata girişi Sultan Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi'nin Şeyh Bedreddin'i kazaskerliğe tayin edişiyle başladı. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmed Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edildi. Kendisine 1000 akçe maaş bağlandı fakat bu durumu kabulenmeyerek siyasi teşkilatlanmayı sağlamak üzere harekete geçti ve müridlerinden Börklüce Mustafa’yı Aydın,Torlak Kemal'i ise Saruhan iline göndererek geniş bir bağlılar kitlesiyle isyan faaliyetine başladı.Dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğu , toprak ve malların müşterek duruma getirilmesi , özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşünü savunan ve yayan Şeyh Bedreddin'in bu isyan hareketleriyle doğrudan bir ilişkisinin olmadığı,fakat iktidara duyduğu kırgınlığından ve muhalif kimliğinden, dönemin huzursuz kitlelerinin faydalandığı söylense de, Sultan Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddini kurduğu bir heyet ile yargılamış ve heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420'de Serez'de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961'de kemikleri, Sultan Mahmud'un Divanyolu'ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir.

Mutasavvıflığı

İslam mistisizminin Vahdet-i Vücud okuluna mensup diğer mutasavvıfların etrafındaki tartışmaların bir benzeri Şeyh Bedreddin için de yapılmıştır. Kimileri kendisini bâtıl (yoldan sapmış) kimileri de büyük bir sûfi olarak görmüş hatta eseri Varidat'a şerhler yazmışlardır. Mutasavvıflarda Sofyalı Bâlî Efendi, Aziz Mahmud Efendi ilk görüşe sahip olanlardır. Ancak mutasavvıf ve şair Niyazi Mısri ve son dervin melami şeyhlerinden Seyyid Muhammed Nur ikinciler arasında yer almışlardır. Niyazi Mısri Şeyh Bedreddin için divanında;

Muhiddinü Bedreddin, ettiler ihyâyı din;

Derya "Niyâzî," Fusus, enharıdır Vârîdât

derken, Seyyid Muhammed Nur Şeyh Bedreddin'in ünlü eseri Vâridat için müstakil bir şerh kitabı kaleme almıştır.

Eserleri

  • Cami’ü’l-fusuleyn
  • Letaifü’l-işarât
  • Varidat
  • Meserretü’l-kulûb
  • Ukudü’l-cevahir

Yararlanılan Kaynaklar

  • Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Simavi Meselesi
  • Abdülbâki Gölpınarlı, Melâmilik ve Melâmîler, Gri Yayın, İstanbul, 1992.

Türkçe'de Şeyh Bedreddin

  • Cemil Yener : Varidat, İstanbul : Elif Yayınları, 1970.
  • Vecihi Timuroğlu : Şeyh Bedrettin Varidat Ankara : Türkiye Yazıları Yayınları, 1979
  • İsmet Zeki Eyüboğlu : Şeyh Bedreddin Varidat, Derin Yayınları, 1980
  • Cengiz Ketene: Varidat: Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Simavi, 823/1420 ; trc. Cengiz Ketene, Ankara : Kültür Bakanlığı, 1990.
  • Seyyid Muhammed Nur : Varidat şerhi . Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Simavi, 823/1420 ; Haz. Mahmut Sadettin Bilginer, H. Mustafa Varlı, İstanbul : Esma Yayınları, 1994
  • Michel Balivet : Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000.
  • Radi Fiş: Ben De Halimce Bedreddinem Evrensel Basım Yayın.

Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı

1

Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musa'yı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak
Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi.
Çelebi hünkar idi amma
Al Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi.
Köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
Kırık testiler susuz
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
Yolcu yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarümar idi
Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi
ahüzar idi.


2

Bu göl İznik gölüdür.
Durgundur.
Karanlıktır.
Derindir.
Bir kuyu suyu gibi
içindedir dağların.

Bizim burada göller
dumanlıdırlar.
Balıkların eti yavan olur,
sazlıklardan ısıtma gelir,
ve göl insanı
sakalına ak düşmeden ölür.

Bu göl İznik gölüdür.
Yanında İznik kasabası.
İznik kasabasında
kırık bir yürek gibidir demircinin örsü.
Çocuklar açtır.
Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi.
Ve delikanlılar türkü söylemez.

Bu kasaba İznik kasabası.
Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.
Bu evde
bir ihtiyar vardır Bedreddin adında.
Boyu küçük
sakalı büyük
sakalı ak.
Çekik çocuk gözleri kurnaz
ve sarı parmakları saz gibi.

Bedreddin
ak bir koyun postu üstüne oturmuş.
Hatt-ı talik ile yazıyor
"Teshil"i.
Karşısında diz çökmüşler
ve karşıdan
bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.
Bakıyor:
Başı traşlı
kalın kaşlı
ince uzun boylu Börklüce Mustafa.
Bakıyor:
Kartal gagalı torlak Kemal..
Bakmaktan bıkıp usanmayıp
bakmağa doymayarak
İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..


3

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
Ve gölde ipi kopmuş
boş bir balıkçı kayığı
bir kuş ölüsü gibi
suyun üstünde yüzüyor.
Gidiyor suyun götürdüğü yere,
gidiyor parçalanmak için karşı dağlara.

İznik gölünde akşam oldu.
Dağ başlarının kalın sesli sipahileri
güneşin boynunu vurup
kanını göle akıttılar.

Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır.
bir sazan balığı yüzünden
kaleye zincirlenen balıkçının kadını.

İznik gölünde akşam oldu.
Bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu.
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
dedi kendi kendine:
"- O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim.
Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz...

*

Ertesi gün
gölde kayık parçalanır
kalede bir baş kesilir
kıyıda bir kadın ağlar
ve yazarken Simavnalı "Teshil"ini
Torlak Kemalle Mustafa
öptüler
şeyhlerinin elini.
Al atların kolanını sıktılar.
Ve İznik kapısından
dizlerinde çırıl çıplak bir kılıç
heybelerinde al yazma bir kitapla çıktilar...

Kitaplarının adı:
"Varidat"dı.


4

Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal, Bedreddinin elini öpüp
atlarına binerek biri Aydın biri Manisa taraflarına gittikten
sonra ben de rehberimle konya ellerine doğru yola çıktım
ve bir gün Haymana ovasına ulaştığımızda
Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş
Aydın elinde Karaburun'da.
Bedreddinin kelamını söylemiş
köylünün huzurunda.

Duyduk ki; "cümle derdinden kurtulup
piri pak olsun diye,
on beş yaşında bir civan teni gibi toprağın eti,
ağalar top yekun kılıçtan geçirilip
verilmiş ortaya hünkar beylerinin timarı zeameti."

Duyduk ki...
Bu işler duyulur da durmak olur mu?
Bir sabah erken
Haymana ovasında bir garip kuş öterken,
sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik.
"Varalım,
dedik.
Görelim
dedik.
"Yapışıp
sabanın
sapına
şol kardeş toprağını biz de bir yol
sürelim, dedik."
Düştük dağlara dağlara
aştık dağları dağları...

Dostlar,
ben yolculuk etmem bir başıma.
Bir ikindi vakti can yoldaşıma
dedim ki: geldik.
Dedim ki: bak
başladı karşımızda bir çocuk gibi gülmeğe
bir adım geride ağlayan toprak.
Bak ki, incirler iri zümrüt gibidir,
kütükler zor taşıyor kehribar salkımları.
Saz sepetlerde oynayan balıkları gör :
ıslak derileri pul pul, ışıl şışldır
ve körpe kuzu eti gibi aktır
yumuşaktır etleri.
Dedim ki bak,
burda insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi
bereketli.
Burda insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak..



5

Arkamızda hünkarın ve hünkar beylerinin timar ve zeametli
topraklarını bırakıp Börklücenin diyarına girdiğimizde bizi
ilk karşılayan üç delikanlı oldu. Üçü de yanımdaki rehberim gibi
yekpare ak libaslıydılar. Birisinin kıvırcık, abanoz gibi siyah
bir sakalı ve aynı renkte ihtiraslı gözleri, kemerli büyük bir burnu
vardı. Vaktiyle Musanın dinindenmiş. Şimdi Börklüce yiğitlerinden.

İkincisinin çenesi kıvrık ve burnu dümdüzdü. Sakızlı Rum bir
gemiciymiş. O da börklüce müritlerinden.

Üçüncüsü orta boylu, geniş omuzlu, şimdi düşünüyorum da, onu,
yolparacılar koğuşunda yatan ve o yayla türküsünü söyleyen
Hüseyine benzetiyorum. Yalnız Hüseyin Erzurumluydu, bu Aydınlıymuş.

İlk sözü söyleyen Aydınlı oldu:

- Dost musunuz düşman mı? dedi. Dost iseniz hoşgeldiniz. Düşman
iseniz boynunuz kıldan incedir.

- Dostuz, dedik.

Ve o zaman öğrendik ki, Sarohan valisi Sismanın ordusunu, yani
toprakları tekrar hünkar beylerine vermek isteyenleri, bizimkiler
Karaburunun dar, dağlık geçitlerinde tepelemişlerdir.

Yine o yolparacılar koğuşunda yatan Hüseyine benzeyeni dedi ki:

- Buradan ta Karaburunun dibindeki denize dek uzayan kardeş
soframızda bu yıl incirler böyle ballı, başaklar böyle ağır
ve zeytinler böyle yağlı iseler, biz onları sırma cepken giyen
haramilerin kanıyla suladık da ondandır.

Müjde büyüktü. Rehberim:

- Öyleyse tez dönelim. Haberi Bedreddine iletelim, dedi.

Yanımıza Sakızlı Rum gemici Anastası da alıp ve ancak eşiğine
bastığımız kar deş toprağını bırakarak tekrar Al Osman oğullarının
karanlığına daldık.

Bedreddini İznikte, göl kıyısında bulduk. Vakit sabahtı. Hava
ıslak ve kederliydi.

Bedreddin:

- Nöbet bizimdir. Rumeline geçek, dedi.

Gece İznikten çıktık. Peşimizi atlılar kovalıyordu. Karanlık onlarla
aramızda duvar gibiydi. Ve bu duvarın arkasından nal seslerini
duyuyorduk. Rehberim önden gidiyor. Bedreddinin atı benim al atımla
Anastasınki arasındaydı. Biz üç anaydık. Bedreddin çocuğumuz. Ona bir
kötülük edecekler diye içimiz titriyordu. Biz üç çocuktuk. Bedreddin
babamız. Karanlığın duvarı ardındaki nal sesleri yaklaşır gibi oldukça
Bedreddine sokuluyorduk.

6

Bir gece bir denizde yalniz yildizlar
ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir denizde bir yelkenli
yapyalnizdi yildizlarla.
Yildizlar sayisizdi.
Yildizlar sonuktu.
Su karanlikti
ve goz alabildigine dumduzdu.

Sari Anastasla Adali Bekir
hamladaydilar.
Koc Salihle ben
pruvada.
Ve Bedreddin
parmaklari sakalina gomulu
dinliyordu kureklerin sipirtisini.

Ben:
- Ya! Bedreddin! dedim,
uyuklayan yelkenlerin tepesinde
yildizlardan baska bir sey goremiyoruz.
Fisiltilar dolasmiyor havalarda.
Ve denizin icinden
gurultuler duymuyoruz.
Sade bir dilsiz, karanlik su,
sade onun uykusu.
Ak sakali boyundan buyuk kucuk ihtiyar
guldu,
dedi:
- Sen bakma havanin durgunluguna
Derya dedigin uyur uyur uyanir.

Bir gece bir denizde yanliz yildizlar
ve bir yelkenli vardi.
Bir gece bir yelkenli gecip Karadenizi
gidiyordu Deliormana
Agac denizine...



7

Bu orman ki deliormandir gelip durmusuz
demen Agacdenizinde cadir kurmusuz.
"Malum nicin geldik,
malum derdi derunumuz" diye
her daldan her koye bir sahin ucurmusuz.

Her sahin pesine yuz aslan takip gelmis.
Koylu, bey ekinini, cirak carsiyi yakip
reaya zinciri birakip gelmis.
Yani Rumelinde bizden ne varsa tekmil
kol kol Agac denizine akip gelmis...

Bir kizilca kiyamet!
Karismis birbirine
at, insan, mizrak, demir, yaprak, deri,
gurgenlerin dallari, meselerin kokleri.
Ne boyle bir alem gormuslugu vardir,
ne boyle bir ugultu duymuslugu var
Deliormak deli olali beri...


8

Anastasi Deliormanda Bedreddinin ordugahina birakip ben ve rehberim
geliboluya indik. Bizden once buradan denizi yuzerek gecen olmus. Galiba
bir dildade yuzunden. Biz de denizi yuzerek karsi kiyiya vardik. Lakin
bizi bir balik gibi cevik yapan sey bir kadin yuzunu ay isiginda seyretmek
ihtirasi degil, Izmir yoluyla Karaburuna, bu sefer seyhinden Mustafaya
haber ulastirmak isiydi.

Izmire yakin bir kervansaraya vardigimizda, padisahin on iki yasindaki
oglunun elinden tutan Bayezit Pasanin Anadolu askerlerini topladigini
duyduk.

Izmirde cok oyalanmadik. Sehirden cikip Aydin yolunu tutmustuk ki bir bag
icinde bir ceviz agaci altinda, bir kuyuya serinlesin diye karpuz
salmis dinlenen ve sohbet eden dort celebiye rastladik. Her birinin ustunde
baska cesit libas vardi. Ucu kavukluydu, birisi fesli. Selam verdiler.
Selam aldik. Kavuklulardan birisi Nesri imis. Dedi ki:

- Halki ibahet mezhebine davet eden Borklucenin uzerine Sultan Mehemmed
Bayezit Pasayi gonderir.

Kavuklulardan ikincisi Sekerullah bin Sehabeddin imis. Dedi ki:

- Bu sofinin basina pek cok kimseler toplandi. Ve bunlarin dahi ser'i
Muhammediye muhalif nice isleri asikar oldu.

Kavuklulardan ucuncusu Asikpasazade imis. Dedi ki:

- Sual: Ahir Borkluce paralanirsa imanla mi gidecek imansiz mi?
- Cevap : Allah bilir anincunkim biz anin mevti halini bilmezuz..

Fesli olan celebi Ilahiyat Fakultesi Tarih-i Kelam muderrisiydi. Yuzume
bakti. Gozlerini kirpistirarak kurnaz kurnaz gulumsedi. Bir sey demedi.

Biz hemen atlarimizi mahmuzladik. Ve bir bag icinde bir ceviz agaci altinda,
bir kuyuya saldiklari karpuzlari serinletip sohbet edenleri nallarimizin
tozlari arkasinda birakarak Aydina, Karaburuna Borklucenin yanina vardik.


9

Sicakti.
Sicak.
Sapi kanli, demiri kor bir bicakti
sicak.

Sicakti.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar bosanacak
bosanacakti.
O, kimildamadan bakti,
kayalardan
iki gozu iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumusak, en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
nerdeyse doguracak
doguracakti.

Sicakti.
Bakti Karaburun daglarindan O
bakti bu topragin sonundaki ufka
catarak kaslarini:
Kirlarda cocuk baslarini
Kanli gelincikler gibi koparip
cirilciplak cigliklari surukleyip pesinde
bes tuglu bir yangin geliyordu karsidan ufku sarip.
Bu gelen
Sehzade Muratti.
Hukmu humayun sadir olmustu ki Sehzade Muradin ismine
Aydin eline varip
Bedreddin halifesi mulhid Mustafanin basina ine.

Sicakti.
Bedreddin halifesi mulhid mustafa bakti,
bakti koylu Mustafa.
Bakti korkmadan
kizmadan
gulmeden.
Bakti dimdik
dosdogru.
Bakti O.
En tumusak , en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
neredeyse doguracak
doguracakti.

Bakti.
Bedreddin yigitleri kayalardan ufka baktilar.
Git gide yaklasiyordu bu topragin sonu
fermanli bir olum kusunun kanatlariyla.
Oysaki onlar bu topragi,
bu kayalardan bakanlar, onu,
uzumu, inciri, nari,
tuyleri baldan sari,
sutleri baldan koyu davarlari,
ince belli aslan yeleli atlariyla
duvarsiz ve sinirsiz
bir kardes sofrasi gibi acmistilar.

Sicakti.
Bakti.
Bedreddin yigitleri baktilar ufka..

*

En tumusak , en sert,
en tutumlu, en comert,
en
seven,
en buyuk, en guzel kadin:
TOPRAK
neredeyse doguracak
doguracakti.
Sicakti,
Bulutlar doluydular.
Neredeyse tatli bir soz gibi ilk damla dusecekti yere-
Birden-
-bire
kayalardan dokulur
gokten yagar
yerden biter gibi,
bu topragin verdigi en son eser gibi
Bedreddin yigitleri sehzade ordusunun karsisina
ciktilar.
Dikissiz ak libasli
bas acik
yalnayak ve yalin kilictilar.

Mubalaga cenk olundu.

Aydinin turk koyluleri,
Sakizli Rum gemiciler,
Yahudi esnaflari,
on bin mulhid yoldasi Borkluce Mustafanin
dusman ormanina on bin balta gibi daldi.
Bayraklari al, yesil,
kalkanlari kakma, tulgasi tunc
saflar
pare pare edildi ama,
bosanan yagmur icinde gun inerken aksama
on binler iki bin kaldi.

Hep bir agizdan turku soyleyip
hep beraber sulardan cekmek agi,
demiri oya gibi isleyip hep beraber,
hep beraber surebilmek topragi,
balli incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanagindan gayri her seyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
icin
on binler verdi sekiz binini..

Yenildiler.

Yenenler, yenilenlerin
dikissiz ak gomlegine sildiler
kiliclarinin kanini.
Ve hep beraber soylenen bir turku gibi
hep beraber kardes elleriyle islenen toprak
Edirne sarayinda damizlanmis atlarin
esildi nallariyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik sartlarin
zaruri neticesi bu!
deme, bilirim!
O dedigin nesnenin onunde kafamla egilirim.
Ama bu yurek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, "hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey",
der.

Ve teker teker,
bir an icinde,
omuzlarinda dilim dilim kirbac izleri,
yuzleri kan icinde
gecer ciplak ayaklariyla yuregime basarak
gecer Aydin ellerinden Karaburun magluplari..


10

Karanlikta durdular.
Sozu O aldi, dedi :
"- Ayaslug sehrinde pazar kurdular.
Yine kimin dostlar
yine kimin boynun vurdular?"

Yagmur
yagiyordu boyuna.
Sozu onlar alip
dediler ona :
"- Daha pazar
kurulmadi
kurulacak.
Esen ruzgar
durulmadi
durulacak.
Boynu daha
vurulmadi
vurulacak!"
Karanlik islanirken perde perde
belirdim onlarin oldugu yerde
sozu ben aldim, dedim:
"- Ayaslug sehrinin kapisi nerde?
Goster geceyim!
Kalesi var mi?
Soyle yikayim.
Bac alirlar mi?
De ki vermeyim!"

Sozu O aldi, dedi:
"- Ayaslug sehrinin kapisi dardir.
Girip cikilmaz.
Kalesi vardir,
kolay yikilmaz.
Var git al atli yigit
var git isine!.."

Dedim : "- Girip cikarim!"
Dedim : "- Yakip yikarim!"
Dedi : "- Yagis kesildi
gun agariyor.
Cellat Ali,
Mustafayi
cagiriyor!
Var git al atli yigit
var git isine!.."

Dedim : "- Dostlar
birakin beni
birakin beni.
Dostlar
goreyim onu
goreyim onu!
Sanmayiniz
dayanamam.
Sanmayiniz
yandigimi
el aleme belli etmeden yanamam!

Dostlar
"Olmaz!" demeyin,
"Olmaz!" demeyişn bosuna.
Sapindan kopacak armut degil bu
armut degil bu,
yarali olsa da dusmez dalindan;
bu yurek
bu yurek benzemez serce kusuna
serce kusuna!

Dostlar
biliyorum!
Dostlar
biliyorum nerde ne haldedir O!
Biliyorum
gitti gelmez bir daha!
Biliyorum
bir deve horgucunde
kanayan bir carmiha
cirilciplak bedeni
mihlidir kollarindan.
Dostlar
birakin beni.
birakin beni.
Dostlar
bir varayim goreyim
goreyim
Bedreddin kullarindan
Borkluce Mustafayi
Mustafayi.

*

Boynu vurulacak iki bin adam,
Mustafa ve carmihi
cellat, kutuk ve satir
har sey hazir
her sey tamam.

Kizil sirma islemeli bir hasa
altin uzengiler
kir bir at.
Atin ustunde kalin kasli bir cocuk
Amasya padisahi sehzade sultan Murat,
Ve yaninda onun
bilmem kacinci tuguna ettigim Bayezid pasa!

Satiri caldi cellat.
Caiplak boyunlar yarildi nar gibi,
yesil bir daldan dusen almalar gibi
birbiri ardinca dustu baslar.
Ve her bas duserken yere
carmihindan Mustafa
bakti son defa.
Ve her yere dusen basin
kili depremedi :
- Iris
dede sultanim iris!
dedi bir,

baska bir soz demedi..

11

Bayezid pasa Manisaya gelmis, Torlak Kemali anda bulup ani dahi anda asmis,
on vilayet reftis edilerek giderilecekler giderilmis ve on vilayet betekrar
bey kullarina timar verilmisti.

Rehberimle ben bu on vilayetten gectik. Tepemizde akbabalar dolasiyor ve
zaman zaman acaip cigliklar atarak karanlik derelerin icine suzuluyorlar,
henuz kanlari kurumamis korpe kadin ve cocuk olulerinin ustune iniyorlardi.
Yollarda gunesin altinda, genc, ihtiyar erkek cesetleri serili oldugu
halde, kuslarin yalniz kadin ve cocuk etini tercih etmeleri karinlarinin
ne kadar tok oldugunu gosteriyordu.

Yollarda hunkar beylerinin alaylarina rastliyorduk.

Hunkar bey kullari; curumus bir bag havasi gibi agir ve buyuk bir guclukle
kimildanabilen ruzgarlarin icinden ve parcalanmis topragin ustunden
gecerek, rengarenk tuglari, davullariyla ve cengu cigane ile timarlarina
donup yerlesirlerken biz on vilayeti biraktik. Gelibolu karsidan gorundu.
Rehberime:

- Takatim kalmadi gayri, dedim, denizi yuzerek gecmem mumkun degil.

Bir kayik bulduk.

Deniz dalgaliydi. Kayikciya baktim. Bir almanca kitabin ic kapagindan
koparip kogusta bas ucuma astigim resme benziyor. Kaln biyigi abanoz
gibi siyah, sakali genis ve bembeyaz. Omrumde boyle acik, boyle
konusan bir alin gormemisimdir.

Bogazin orta yerine gelmistik, deniz durmamacasina akiyor, kursun boyali
havanin icinde sular kopuklenerek kayigimizin altindan kayiyordu ki
kogustaki resme benzeyen kayikcimiz:

- Serbest insan ve esir, patrici ve plep, derebeyi ve toprak kolesi,
usta ve cirak, bir kelime ile ezenler ve ezilenler, nihayet bulmaz
bir ziddiyetle birbirine karsi gogus gererek bazen al altindan bazen
aciktan aciga fasilasiz bir mucadeleyi devam ettirdiler; dedi.



12

Rumeline ayak bastigimizda Celebi Sultan Mehemmedin Selanik kalesindeki
muhasarayi kaldirarak Sereze geldigini duyduk. Bir an once Deliormana
ulasmak icin gece gunduz yol almaya basladik.

Bir gece yol kenarinda oturmus dinleniyorduk ki, karsidan Deliorman
taraflarindan gelip Serez sehrine dogru giden uc atli, dolu dizgin
onumuzden gecti. Atlilardan birinin terkisinde insana benzer bir
karalti gormustum. Tuylerim diken diken oldu. Rehberime dedim ki:

Ben tanirim bu nal seslerini.
Bu kopukleri kanli simsiyah atlar
karanlik yolun ustunden dortnala gecip
hep boyle terkilerinde bagli esirler goturduler.

Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
bir sabah
cadirlarimiza bir dost turkusu gibi gelmislerdir.
Bolusmusuzdur ekmegimizi onlarla.
Hava oyle guzeldir,
yurek oyle umutlu,
goz cocuklasmis
ve hakim dostumuz SUPHE uykuda...
Ben tanirim bu nal seslerini.
Onlar
bir gece
cadirlarimizdan dolu dizgin uzaklasirlar.
Nobetciyi sirtindan bicaklamislardir
ve terkilerinde
en degerlimizin
arkadan baglanmis kollari vardir.

Ben tanirim bu nal seslerini
onlari Deliorman da tanir..

Filhakika bu nal seslerini Deliormanin da tanidigini cok gecmeddn ogrendik.
Cunku ormanimizin eteklerine ilk adimimizi atmistik ki, Beyezid pasanin
diger tedbirati saibe ile ormana adamlar biraktigini, bunlarin karargaha
kadar sokulup Bedreddinin murudligine dahil olduklarini ve bir gece
seyhimizi cadirinda uykuda bastirip kacirdiklarini duyduk. Yani yol
kenarinda rastladigimiz uc atli Osmanli tarihindeki provokatorlerin
agababasi idiler ve terkilerinde goturdukleri esir de Bedreddindi.



13

Rumeli, Serez
ve bir eski terkibi izafi:
HUZURU HUMAYUN.

Ortada
yere sapli bir kilic gibi dimdik
bizim ihtiyar.
Karsida hunkar.
Bakistilar.

Hunkar istedi ki:
bu musahhas kufru yere sermeden once,
son sozu ipe vermeden once,
biraz da seriat eylesin abrazi huner
adabu erkaniyle halledilsin is.

Hazir bilmeclis
Mevlana Hayder derler
mulku acemden henuz gelmis
bir ulu danismend kisi
kinali sakalini ilhami ilahiye egip,
"Mali haramdir amma bunun
kani helaldir" deyip
halletti isi...

Donuldu Bedreddine
Denildi : "Sen de konus."
Denildi : "Ver hesabini ilhadinin."

Bedreddin
bakti kemerlerden disari.
Disarda gunes var.
Yesermis avluda bir agacin dallari,
ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar.
Bedreddin gulumsedi.
Aydinlandi ici gozlerinin,
dedi:
- Madem ki bu kerre maglubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayri uzatman sozu.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bagrina muhrumuzu..


14

Yagmur ciseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi.

Yagmur ciseliyor,
beyaz ve ciplak murted ayaklarinin
islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.

Yagmur ciseliyor.
Serezin esnaf carsisinda,
bir bakirci dukkaninin karsisinda
Bedreddinim bir agaca asili.

Yagmur ciseliyor.
Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
cirilciplak etidir.

Yagmur ciseliyor.
Serez carsisi dilsiz,
Serez carsisi kor.
Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu
Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.

Yagmur ciseliyor.

Nazım Hikmat RAN

Yorumlar

Yalnızca Genç Hacıbektaş WEB kullanıcıları yorum yazabilirler.
Üye iseniz giriş yapınız, üye olmak için soldaki giriş formunu kullanabilirsiniz.

Powered by AkoComment!

Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Mayıs 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
 
Design by Zak Mahuna © 2005-2010 www.dizajn.biz
 
© 2009 Genç Hacıbektaş WEB
Joomla! GNU/GPL Lisansi ile korunan ücretsiz bir yazilimdir.
 
31 queries executed
1
SELECT folder, element, published, params
 FROM jos_mambots
 WHERE published >= 1
 AND access <= 0
 AND folder = 'system'
 ORDER BY ordering
2 SELECT template FROM jos_templates_menu WHERE client_id = 0 AND ( menuid = 0 OR menuid = 68 ) ORDER BY menuid DESC LIMIT 1
3 DELETE FROM jos_session WHERE ( ( time < '1231276293' ) AND guest = 0 AND gid > 0 ) OR ( ( time < '1231276293' ) AND guest = 1 AND userid = 0 )
4 SELECT COUNT(*) FROM jos_stats_agents WHERE agent = 'Unknown' AND type = 0
5 UPDATE jos_stats_agents SET hits = ( hits + 1 ) WHERE agent = 'Unknown' AND type = 0
6 SELECT COUNT(*) FROM jos_stats_agents WHERE agent = 'Unknown' AND type = 1
7 UPDATE jos_stats_agents SET hits = ( hits + 1 ) WHERE agent = 'Unknown' AND type = 1
8 SELECT COUNT(*) FROM jos_stats_agents WHERE agent = 'Unknown' AND type = 2
9 UPDATE jos_stats_agents SET hits = ( hits + 1 ) WHERE agent = 'Unknown' AND type = 2
10 SELECT * FROM jos_menu WHERE id = 68
11 SELECT a.*, u.name AS author, u.usertype, cc.name AS category, s.name AS section, g.name AS groups, s.published AS sec_pub, cc.published AS cat_pub, s.access AS sec_access, cc.access AS cat_access, s.id AS sec_id, cc.id as cat_id FROM jos_content AS a LEFT JOIN jos_categories AS cc ON cc.id = a.catid LEFT JOIN jos_sections AS s ON s.id = cc.section AND s.scope = 'content' LEFT JOIN jos_users AS u ON u.id = a.created_by LEFT JOIN jos_groups AS g ON a.access = g.id WHERE a.id = 149 AND ( a.state = 1 OR a.state = -1 ) AND ( a.publish_up = '0000-00-00 00:00:00' OR a.publish_up <= '2009-01-06 22:26' ) AND ( a.publish_down = '0000-00-00 00:00:00' OR a.publish_down >= '2009-01-06 22:26' ) AND a.access <= 0
12 SELECT a.id FROM jos_content AS a WHERE a.catid = 28 AND a.state = 1 AND a.access <= 0 AND ( a.state = 1 OR a.state = -1 ) AND ( a.publish_up = '0000-00-00 00:00:00' OR a.publish_up <= '2009-01-06 22:26' ) AND ( a.publish_down = '0000-00-00 00:00:00' OR a.publish_down >= '2009-01-06 22:26' ) ORDER BY a.ordering
13 SELECT ROUND( v.rating_sum / v.rating_count ) AS rating, v.rating_count FROM jos_content AS a LEFT JOIN jos_content_rating AS v ON a.id = v.content_id WHERE a.id = 149
14 UPDATE jos_content SET hits = ( hits + 1 ) WHERE id = '149'
15 SELECT hits FROM jos_core_log_items WHERE time_stamp = '2009-01-06' AND item_table = '#__content' AND item_id = '149'
16 INSERT INTO jos_core_log_items VALUES ( '2009-01-06', '#__content', '149', 1 )
17 SELECT folder, element, published, params FROM jos_mambots WHERE access <= 0 AND folder = 'content' ORDER BY ordering
18 SELECT count(*) FROM jos_akocomment WHERE contentid='149' AND published='1'
19 SELECT id as acid, title as actitle, email as email, web as web, name as acname, date as acdate, comment as accomment FROM jos_akocomment WHERE contentid='149' AND published='1' ORDER BY id DESC
20 SELECT a.* FROM jos_components AS a WHERE ( a.admin_menu_link = 'option=com_syndicate' OR a.admin_menu_link = 'option=com_syndicate&hidemainmenu=1' ) AND a.option = 'com_syndicate'
21 SELECT m.id FROM jos_modules AS m WHERE m.module = 'mod_rssfeed' AND m.published = 1
22 SELECT COUNT(*) AS numrows FROM jos_banner WHERE showBanner = 1
23 SELECT * FROM jos_banner WHERE showBanner = 1 LIMIT 1
24 UPDATE jos_banner SET impmade = impmade + 1 WHERE bid = 6
25 SELECT id, name, link, parent, type, menutype, access FROM jos_menu WHERE published = 1 AND access <= 0 ORDER BY menutype, parent, ordering
26 SELECT title, catid, id FROM jos_content WHERE id = 149 AND access <= 0
27 SELECT id, title, module, position, content, showtitle, params FROM jos_modules AS m INNER JOIN jos_modules_menu AS mm ON mm.moduleid = m.id WHERE m.published = 1 AND m.access <= 0 AND m.client_id != 1 AND ( mm.menuid = 0 OR mm.menuid = 68 ) ORDER BY ordering
28 SELECT m.* FROM jos_menu AS m WHERE menutype = 'mainmenu' AND published = 1 AND access <= 0 ORDER BY parent, ordering
29 SELECT m.* FROM jos_menu AS m WHERE menutype = 'Üst menü1' AND published = 1 AND access <= 0 ORDER BY parent, ordering
30 SELECT m.* FROM jos_menu AS m WHERE menutype = 'Sitelerimiz' AND published = 1 AND access <= 0 ORDER BY parent, ordering
31 SELECT id FROM jos_menu WHERE link = 'index.php?option=com_search' AND published = 1