Şeyh Bedreddin
Yagmur ciseliyor, korkarak yavas sesle bir ihanet konusmasi gibi.
Yagmur ciseliyor, beyaz ve ciplak murted ayaklarinin islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.
Yagmur ciseliyor. Serezin esnaf carsisinda, bir bakirci dukkaninin karsisinda Bedreddinim bir agaca asili.
Yagmur ciseliyor. Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir. Ve yagmurda islanan yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin cirilciplak etidir.
Yagmur ciseliyor. Serez carsisi dilsiz, Serez carsisi kor. Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.
Yagmur ciseliyor.
İçindekiler
- Felsefesi
- Hayatı
- Eserleri
- Mutasavvıflığı
- Yararlanılan Kaynaklar
- Türkçe'de Şeyh Bedreddin
- Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı
Şeyh Bedrettin islam mistisizminin (tasavvuf) Vahdet-i Vücud okuluna mensup ünlü mutasavvıf ve düşünür.
Felsefesi
Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi ve Tanrı katına yükselmesi olarak anlar. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tutar. Bu anlamıyla döneminin komünar önderlerindendir. Bu önderlik Anadolu topraklarında bir kesişme noktası olmuştur.Şeyh Bedrettin, 1200'lü yıllar Anadolu'sunda geliştirilen felsefe sistemini, 1400'lü yılların ilk çeyreğinde bir devrim meşalesine dönüştürerek taşımaya çalışmıştır. Doğa ve insan olanaklarının gerçek kapsamları ve gerçek boyutları içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Onun savunduğu düşüncenin özünü ifade eden "ünlü söylemi" şudur:
"İlahi irade dahi, bir nesnenin (ancak) yeteneğinde olanı Allah'ın dilemesi demektir; yoksa, o nesnenin yeteneğinde olmayanı, Allah'ın istemeye yetkisi yoktur".
Bedrettin, hemen her şeyin insanlar arasında ortak, paylaşabilir ve mubah olmasını bir eşitlik ilkesi olarak görmüştür. Osmanlı toprağında yaşayan halklar arasında, din farkının kaldırılmasını ve Müslüman olmayanların da ülke topraklarından yararlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu çerçevede "bir toprak reformu ve buna koşut olarak dinsel bir reform" yapılmasını savunmuştur. Bedrettin her ne kadar dini bilimler okumuş olsa da, kendisi daha çok toplumun ekonomik ve sosyal yönüyle ilgilenmiştir. Öbür dünya yerine bu dünyaya yönelmiştir. Her şeyin insanda bulunduğunu, doğa ile insanın bütünlüğünü vurgularken, emeğin doğayla ilişkilerini açıklamaya çalışmıştır. Bu nedenle üretim-tüketim sorunlarıyla da yakından ilgilenmiştir. “Tanrı malı, Padişah malı” düşüncesine de karşı çıkmıştır. “yarin yanağından gayrı her şey ortak” tezini geliştirmiştir. Böylece Şeyh Bedrettin’de, üretim araçlarının mülkiyeti açısından, çok ciddi bir sosyalist düşünce anlayışının filizlenmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bedreddin’e göre, dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Bedreddin bu bağlamda derki “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır.”
O, bilginin önemi açısından bilgisiz kişilerde sezginin de olmayacağını öne sürer. Yanılmanın esasen bilgisizlikten kaynaklandığını, oysa bilgi ve akıl ile yanlışa düşmenin mümkün olamayacağını söyler.
Bedrettin, varlık birliği denilen “Vahdet-i vücut”ta insanın tanrıyla birliği düşüncesine inanır. Bunun dışında Tanrı’nın kavranmasının güçlüğünü anlatır.
Ona göre insan, özellikleri bakımından Tanrıdan bir parçadır. İnsanların yaradılışında tanrı bir yönüyle kendisini örneklemiştir. İnsanların tanrının güzelliklerini, iyiliklerini taşımaları gayet doğaldır, ve bunda hiç bir sakınca aranmamalıdır. İnsan yaradılışında, diğer varlıklardan üstün tutulmuştur. Bu nedenle insanoğlu düşünce gücü ve yetenekleri bakımından Tanrı’nın kendisine aktardığı üstün niteliklerin değerini bilmelidir, ona göre davranmalıdır.
Bedrettin akıl konusunda başka bir yaklaşım getirerek, aklın tanrıyı kavrayamayacağını ileri sürer. “Tanrı’nın kavranması aklın sınırlarını aşar. İnsanın akıl gücü Tanrının büyüklüğünü, kudretini kavramak için yeterli değildir. “
“Tanrı’nın varlığı tüm evreni tamamlar. Evrenin varlığı yine Tanrı ile varoluşundandır. İbadetin koşulu ve kuralı yoktur. Tanrı her türlü ibadeti kabul eder.”
Hayatı
Günümüzde Yunanistan topraklarında bulunan Simavna kasabasında doğmuştur. Kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Babası Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un torunu olduğu söylenen Abdülaziz'in oğlu İsrail, annesi ise Rum asıllı bir hristiyan iken müslüman olan Melek Hatun'dur. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşmiştir.
Şeyh Bedreddin eğitimine babasının yanında başladı. Daha sonraları Şahidi adlı bir hocadan ders aldı. Mevlana Yusuf'tan sarf ve nahiv okudu. Astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanan Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadıs Şeyh Mahmud'den ders alırken Mevlana Yusuf'un yanında fıkıh öğrenimine de devam etti. Mevlana Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri aldı.
Sultan Berkuk'un sarayında oğluna üç yıl ders vermiş ve Sultan'ın cariyelerinden Cazibe ile evlenmiştir. Eşinin kız kardeşi Meryem ile yaptığı tasavvufi sohbetlerden etkilenerek Kahire'deki Ahlatlı Şeyh Hüseyin'e intisap etmiş ve bir süre sonra doğuya gezintiye çıkmıştır.
Şeyh Bedreddin'in aktif siyasi hayata girişi Sultan Bayezid'in oğullarından Musa Çelebi'nin Şeyh Bedreddin'i kazaskerliğe tayin edişiyle başladı. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmed Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edildi. Kendisine 1000 akçe maaş bağlandı fakat bu durumu kabulenmeyerek siyasi teşkilatlanmayı sağlamak üzere harekete geçti ve müridlerinden Börklüce Mustafa’yı Aydın,Torlak Kemal'i ise Saruhan iline göndererek geniş bir bağlılar kitlesiyle isyan faaliyetine başladı.Dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğu , toprak ve malların müşterek duruma getirilmesi , özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşünü savunan ve yayan Şeyh Bedreddin'in bu isyan hareketleriyle doğrudan bir ilişkisinin olmadığı,fakat iktidara duyduğu kırgınlığından ve muhalif kimliğinden, dönemin huzursuz kitlelerinin faydalandığı söylense de, Sultan Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddini kurduğu bir heyet ile yargılamış ve heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420'de Serez'de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961'de kemikleri, Sultan Mahmud'un Divanyolu'ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir.
Mutasavvıflığı
İslam mistisizminin Vahdet-i Vücud okuluna mensup diğer mutasavvıfların etrafındaki tartışmaların bir benzeri Şeyh Bedreddin için de yapılmıştır. Kimileri kendisini bâtıl (yoldan sapmış) kimileri de büyük bir sûfi olarak görmüş hatta eseri Varidat'a şerhler yazmışlardır. Mutasavvıflarda Sofyalı Bâlî Efendi, Aziz Mahmud Efendi ilk görüşe sahip olanlardır. Ancak mutasavvıf ve şair Niyazi Mısri ve son dervin melami şeyhlerinden Seyyid Muhammed Nur ikinciler arasında yer almışlardır. Niyazi Mısri Şeyh Bedreddin için divanında;
Muhiddinü Bedreddin, ettiler ihyâyı din;
Derya "Niyâzî," Fusus, enharıdır Vârîdât
derken, Seyyid Muhammed Nur Şeyh Bedreddin'in ünlü eseri Vâridat için müstakil bir şerh kitabı kaleme almıştır.
Eserleri
- Cami’ü’l-fusuleyn
- Letaifü’l-işarât
- Varidat
- Meserretü’l-kulûb
- Ukudü’l-cevahir
Yararlanılan Kaynaklar
- Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Simavi Meselesi
- Abdülbâki Gölpınarlı, Melâmilik ve Melâmîler, Gri Yayın, İstanbul, 1992.
Türkçe'de Şeyh Bedreddin
- Cemil Yener : Varidat, İstanbul : Elif Yayınları, 1970.
- Vecihi Timuroğlu : Şeyh Bedrettin Varidat Ankara : Türkiye Yazıları Yayınları, 1979
- İsmet Zeki Eyüboğlu : Şeyh Bedreddin Varidat, Derin Yayınları, 1980
- Cengiz Ketene: Varidat: Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Simavi, 823/1420 ; trc. Cengiz Ketene, Ankara : Kültür Bakanlığı, 1990.
- Seyyid Muhammed Nur : Varidat şerhi . Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Simavi, 823/1420 ; Haz. Mahmut Sadettin Bilginer, H. Mustafa Varlı, İstanbul : Esma Yayınları, 1994
- Michel Balivet : Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000.
- Radi Fiş: Ben De Halimce Bedreddinem Evrensel Basım Yayın.
Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı
1
Sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi, duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler, gümüş ibriklerde şarap, bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi. Öz kardeşi Musa'yı ok kirişiyle boğup yani bir altın leğende kardeş kanıyla abdest alarak Çelebi Sultan Mehmet tahta çıkmış hünkar idi. Çelebi hünkar idi amma Al Osman ülkesinde esen bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgar idi. Köylünün göz nuru zeamet alın teri timar idi. Kırık testiler susuz su başlarında bıyık buran sipahiler var idi. Yolcu yollarda topraksız insanın ve insansız toprağın feryadını duyar idi. Ve yolların sonu kale kapısında kılıç şakırdar köpüklü atlar kişner iken çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi tarümar idi Velhasıl hünkar idi, timar idi, rüzgar idi ahüzar idi.
2
Bu göl İznik gölüdür. Durgundur. Karanlıktır. Derindir. Bir kuyu suyu gibi içindedir dağların.
Bizim burada göller dumanlıdırlar. Balıkların eti yavan olur, sazlıklardan ısıtma gelir, ve göl insanı sakalına ak düşmeden ölür.
Bu göl İznik gölüdür. Yanında İznik kasabası. İznik kasabasında kırık bir yürek gibidir demircinin örsü. Çocuklar açtır. Kurutulmuş balığa benzer kadınların memesi. Ve delikanlılar türkü söylemez.
Bu kasaba İznik kasabası. Bu ev esnaf mahallesinde bir ev. Bu evde bir ihtiyar vardır Bedreddin adında. Boyu küçük sakalı büyük sakalı ak. Çekik çocuk gözleri kurnaz ve sarı parmakları saz gibi.
Bedreddin ak bir koyun postu üstüne oturmuş. Hatt-ı talik ile yazıyor "Teshil"i. Karşısında diz çökmüşler ve karşıdan bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona. Bakıyor: Başı traşlı kalın kaşlı ince uzun boylu Börklüce Mustafa. Bakıyor: Kartal gagalı torlak Kemal.. Bakmaktan bıkıp usanmayıp bakmağa doymayarak İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..
3
Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır. Ve gölde ipi kopmuş boş bir balıkçı kayığı bir kuş ölüsü gibi suyun üstünde yüzüyor. Gidiyor suyun götürdüğü yere, gidiyor parçalanmak için karşı dağlara.
İznik gölünde akşam oldu. Dağ başlarının kalın sesli sipahileri güneşin boynunu vurup kanını göle akıttılar.
Kıyıda çıplak ayaklı bir kadın ağlamaktadır. bir sazan balığı yüzünden kaleye zincirlenen balıkçının kadını.
İznik gölünde akşam oldu. Bedreddin eğildi suya avuçlayıp doğruldu. Ve sular parmaklarından dökülüp tekrar göle dönerken dedi kendi kendine: "- O ateş ki kalbimin içindedir tutuşmuştur günden güne artıyor. Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna eriyecek yüreğim. Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz. Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını iptal edeceğiz...
*
Ertesi gün gölde kayık parçalanır kalede bir baş kesilir kıyıda bir kadın ağlar ve yazarken Simavnalı "Teshil"ini Torlak Kemalle Mustafa öptüler şeyhlerinin elini. Al atların kolanını sıktılar. Ve İznik kapısından dizlerinde çırıl çıplak bir kılıç heybelerinde al yazma bir kitapla çıktilar...
Kitaplarının adı: "Varidat"dı.
4
Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal, Bedreddinin elini öpüp atlarına binerek biri Aydın biri Manisa taraflarına gittikten sonra ben de rehberimle konya ellerine doğru yola çıktım ve bir gün Haymana ovasına ulaştığımızda Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş Aydın elinde Karaburun'da. Bedreddinin kelamını söylemiş köylünün huzurunda.
Duyduk ki; "cümle derdinden kurtulup piri pak olsun diye, on beş yaşında bir civan teni gibi toprağın eti, ağalar top yekun kılıçtan geçirilip verilmiş ortaya hünkar beylerinin timarı zeameti."
Duyduk ki... Bu işler duyulur da durmak olur mu? Bir sabah erken Haymana ovasında bir garip kuş öterken, sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik. "Varalım, dedik. Görelim dedik. "Yapışıp sabanın sapına şol kardeş toprağını biz de bir yol sürelim, dedik." Düştük dağlara dağlara aştık dağları dağları...
Dostlar, ben yolculuk etmem bir başıma. Bir ikindi vakti can yoldaşıma dedim ki: geldik. Dedim ki: bak başladı karşımızda bir çocuk gibi gülmeğe bir adım geride ağlayan toprak. Bak ki, incirler iri zümrüt gibidir, kütükler zor taşıyor kehribar salkımları. Saz sepetlerde oynayan balıkları gör : ıslak derileri pul pul, ışıl şışldır ve körpe kuzu eti gibi aktır yumuşaktır etleri. Dedim ki bak, burda insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi bereketli. Burda insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak..
5
Arkamızda hünkarın ve hünkar beylerinin timar ve zeametli topraklarını bırakıp Börklücenin diyarına girdiğimizde bizi ilk karşılayan üç delikanlı oldu. Üçü de yanımdaki rehberim gibi yekpare ak libaslıydılar. Birisinin kıvırcık, abanoz gibi siyah bir sakalı ve aynı renkte ihtiraslı gözleri, kemerli büyük bir burnu vardı. Vaktiyle Musanın dinindenmiş. Şimdi Börklüce yiğitlerinden.
İkincisinin çenesi kıvrık ve burnu dümdüzdü. Sakızlı Rum bir gemiciymiş. O da börklüce müritlerinden.
Üçüncüsü orta boylu, geniş omuzlu, şimdi düşünüyorum da, onu, yolparacılar koğuşunda yatan ve o yayla türküsünü söyleyen Hüseyine benzetiyorum. Yalnız Hüseyin Erzurumluydu, bu Aydınlıymuş.
İlk sözü söyleyen Aydınlı oldu:
- Dost musunuz düşman mı? dedi. Dost iseniz hoşgeldiniz. Düşman iseniz boynunuz kıldan incedir.
- Dostuz, dedik.
Ve o zaman öğrendik ki, Sarohan valisi Sismanın ordusunu, yani toprakları tekrar hünkar beylerine vermek isteyenleri, bizimkiler Karaburunun dar, dağlık geçitlerinde tepelemişlerdir.
Yine o yolparacılar koğuşunda yatan Hüseyine benzeyeni dedi ki:
- Buradan ta Karaburunun dibindeki denize dek uzayan kardeş soframızda bu yıl incirler böyle ballı, başaklar böyle ağır ve zeytinler böyle yağlı iseler, biz onları sırma cepken giyen haramilerin kanıyla suladık da ondandır.
Müjde büyüktü. Rehberim:
- Öyleyse tez dönelim. Haberi Bedreddine iletelim, dedi.
Yanımıza Sakızlı Rum gemici Anastası da alıp ve ancak eşiğine bastığımız kar deş toprağını bırakarak tekrar Al Osman oğullarının karanlığına daldık.
Bedreddini İznikte, göl kıyısında bulduk. Vakit sabahtı. Hava ıslak ve kederliydi.
Bedreddin:
- Nöbet bizimdir. Rumeline geçek, dedi.
Gece İznikten çıktık. Peşimizi atlılar kovalıyordu. Karanlık onlarla aramızda duvar gibiydi. Ve bu duvarın arkasından nal seslerini duyuyorduk. Rehberim önden gidiyor. Bedreddinin atı benim al atımla Anastasınki arasındaydı. Biz üç anaydık. Bedreddin çocuğumuz. Ona bir kötülük edecekler diye içimiz titriyordu. Biz üç çocuktuk. Bedreddin babamız. Karanlığın duvarı ardındaki nal sesleri yaklaşır gibi oldukça Bedreddine sokuluyorduk.
6
Bir gece bir denizde yalniz yildizlar ve bir yelkenli vardi. Bir gece bir denizde bir yelkenli yapyalnizdi yildizlarla. Yildizlar sayisizdi. Yildizlar sonuktu. Su karanlikti ve goz alabildigine dumduzdu.
Sari Anastasla Adali Bekir hamladaydilar. Koc Salihle ben pruvada. Ve Bedreddin parmaklari sakalina gomulu dinliyordu kureklerin sipirtisini.
Ben: - Ya! Bedreddin! dedim, uyuklayan yelkenlerin tepesinde yildizlardan baska bir sey goremiyoruz. Fisiltilar dolasmiyor havalarda. Ve denizin icinden gurultuler duymuyoruz. Sade bir dilsiz, karanlik su, sade onun uykusu. Ak sakali boyundan buyuk kucuk ihtiyar guldu, dedi: - Sen bakma havanin durgunluguna Derya dedigin uyur uyur uyanir.
Bir gece bir denizde yanliz yildizlar ve bir yelkenli vardi. Bir gece bir yelkenli gecip Karadenizi gidiyordu Deliormana Agac denizine...
7
Bu orman ki deliormandir gelip durmusuz demen Agacdenizinde cadir kurmusuz. "Malum nicin geldik, malum derdi derunumuz" diye her daldan her koye bir sahin ucurmusuz.
Her sahin pesine yuz aslan takip gelmis. Koylu, bey ekinini, cirak carsiyi yakip reaya zinciri birakip gelmis. Yani Rumelinde bizden ne varsa tekmil kol kol Agac denizine akip gelmis...
Bir kizilca kiyamet! Karismis birbirine at, insan, mizrak, demir, yaprak, deri, gurgenlerin dallari, meselerin kokleri. Ne boyle bir alem gormuslugu vardir, ne boyle bir ugultu duymuslugu var Deliormak deli olali beri...
8
Anastasi Deliormanda Bedreddinin ordugahina birakip ben ve rehberim geliboluya indik. Bizden once buradan denizi yuzerek gecen olmus. Galiba bir dildade yuzunden. Biz de denizi yuzerek karsi kiyiya vardik. Lakin bizi bir balik gibi cevik yapan sey bir kadin yuzunu ay isiginda seyretmek ihtirasi degil, Izmir yoluyla Karaburuna, bu sefer seyhinden Mustafaya haber ulastirmak isiydi.
Izmire yakin bir kervansaraya vardigimizda, padisahin on iki yasindaki oglunun elinden tutan Bayezit Pasanin Anadolu askerlerini topladigini duyduk.
Izmirde cok oyalanmadik. Sehirden cikip Aydin yolunu tutmustuk ki bir bag icinde bir ceviz agaci altinda, bir kuyuya serinlesin diye karpuz salmis dinlenen ve sohbet eden dort celebiye rastladik. Her birinin ustunde baska cesit libas vardi. Ucu kavukluydu, birisi fesli. Selam verdiler. Selam aldik. Kavuklulardan birisi Nesri imis. Dedi ki:
- Halki ibahet mezhebine davet eden Borklucenin uzerine Sultan Mehemmed Bayezit Pasayi gonderir.
Kavuklulardan ikincisi Sekerullah bin Sehabeddin imis. Dedi ki:
- Bu sofinin basina pek cok kimseler toplandi. Ve bunlarin dahi ser'i Muhammediye muhalif nice isleri asikar oldu.
Kavuklulardan ucuncusu Asikpasazade imis. Dedi ki:
- Sual: Ahir Borkluce paralanirsa imanla mi gidecek imansiz mi? - Cevap : Allah bilir anincunkim biz anin mevti halini bilmezuz..
Fesli olan celebi Ilahiyat Fakultesi Tarih-i Kelam muderrisiydi. Yuzume bakti. Gozlerini kirpistirarak kurnaz kurnaz gulumsedi. Bir sey demedi.
Biz hemen atlarimizi mahmuzladik. Ve bir bag icinde bir ceviz agaci altinda, bir kuyuya saldiklari karpuzlari serinletip sohbet edenleri nallarimizin tozlari arkasinda birakarak Aydina, Karaburuna Borklucenin yanina vardik.
9
Sicakti. Sicak. Sapi kanli, demiri kor bir bicakti sicak.
Sicakti. Bulutlar doluydular, Bulutlar bosanacak bosanacakti. O, kimildamadan bakti, kayalardan iki gozu iki kartal gibi indi ovaya. Orda en yumusak, en sert, en tutumlu, en comert, en seven, en buyuk, en guzel kadin: TOPRAK nerdeyse doguracak doguracakti.
Sicakti. Bakti Karaburun daglarindan O bakti bu topragin sonundaki ufka catarak kaslarini: Kirlarda cocuk baslarini Kanli gelincikler gibi koparip cirilciplak cigliklari surukleyip pesinde bes tuglu bir yangin geliyordu karsidan ufku sarip. Bu gelen Sehzade Muratti. Hukmu humayun sadir olmustu ki Sehzade Muradin ismine Aydin eline varip Bedreddin halifesi mulhid Mustafanin basina ine.
Sicakti. Bedreddin halifesi mulhid mustafa bakti, bakti koylu Mustafa. Bakti korkmadan kizmadan gulmeden. Bakti dimdik dosdogru. Bakti O. En tumusak , en sert, en tutumlu, en comert, en seven, en buyuk, en guzel kadin: TOPRAK neredeyse doguracak doguracakti.
Bakti. Bedreddin yigitleri kayalardan ufka baktilar. Git gide yaklasiyordu bu topragin sonu fermanli bir olum kusunun kanatlariyla. Oysaki onlar bu topragi, bu kayalardan bakanlar, onu, uzumu, inciri, nari, tuyleri baldan sari, sutleri baldan koyu davarlari, ince belli aslan yeleli atlariyla duvarsiz ve sinirsiz bir kardes sofrasi gibi acmistilar.
Sicakti. Bakti. Bedreddin yigitleri baktilar ufka..
*
En tumusak , en sert, en tutumlu, en comert, en seven, en buyuk, en guzel kadin: TOPRAK neredeyse doguracak doguracakti. Sicakti, Bulutlar doluydular. Neredeyse tatli bir soz gibi ilk damla dusecekti yere- Birden- -bire kayalardan dokulur gokten yagar yerden biter gibi, bu topragin verdigi en son eser gibi Bedreddin yigitleri sehzade ordusunun karsisina ciktilar. Dikissiz ak libasli bas acik yalnayak ve yalin kilictilar.
Mubalaga cenk olundu.
Aydinin turk koyluleri, Sakizli Rum gemiciler, Yahudi esnaflari, on bin mulhid yoldasi Borkluce Mustafanin dusman ormanina on bin balta gibi daldi. Bayraklari al, yesil, kalkanlari kakma, tulgasi tunc saflar pare pare edildi ama, bosanan yagmur icinde gun inerken aksama on binler iki bin kaldi.
Hep bir agizdan turku soyleyip hep beraber sulardan cekmek agi, demiri oya gibi isleyip hep beraber, hep beraber surebilmek topragi, balli incirleri hep beraber yiyebilmek, yarin yanagindan gayri her seyde her yerde hep beraber! diyebilmek icin on binler verdi sekiz binini..
Yenildiler.
Yenenler, yenilenlerin dikissiz ak gomlegine sildiler kiliclarinin kanini. Ve hep beraber soylenen bir turku gibi hep beraber kardes elleriyle islenen toprak Edirne sarayinda damizlanmis atlarin esildi nallariyla. Tarihsel, sosyal, ekonomik sartlarin zaruri neticesi bu! deme, bilirim! O dedigin nesnenin onunde kafamla egilirim. Ama bu yurek o, bu dilden anlamaz pek. O, "hey gidi kambur felek, hey gidi kahpe devran hey", der.
Ve teker teker, bir an icinde, omuzlarinda dilim dilim kirbac izleri, yuzleri kan icinde gecer ciplak ayaklariyla yuregime basarak gecer Aydin ellerinden Karaburun magluplari..
10
Karanlikta durdular. Sozu O aldi, dedi : "- Ayaslug sehrinde pazar kurdular. Yine kimin dostlar yine kimin boynun vurdular?"
Yagmur yagiyordu boyuna. Sozu onlar alip dediler ona : "- Daha pazar kurulmadi kurulacak. Esen ruzgar durulmadi durulacak. Boynu daha vurulmadi vurulacak!" Karanlik islanirken perde perde belirdim onlarin oldugu yerde sozu ben aldim, dedim: "- Ayaslug sehrinin kapisi nerde? Goster geceyim! Kalesi var mi? Soyle yikayim. Bac alirlar mi? De ki vermeyim!"
Sozu O aldi, dedi: "- Ayaslug sehrinin kapisi dardir. Girip cikilmaz. Kalesi vardir, kolay yikilmaz. Var git al atli yigit var git isine!.."
Dedim : "- Girip cikarim!" Dedim : "- Yakip yikarim!" Dedi : "- Yagis kesildi gun agariyor. Cellat Ali, Mustafayi cagiriyor! Var git al atli yigit var git isine!.."
Dedim : "- Dostlar birakin beni birakin beni. Dostlar goreyim onu goreyim onu! Sanmayiniz dayanamam. Sanmayiniz yandigimi el aleme belli etmeden yanamam!
Dostlar "Olmaz!" demeyin, "Olmaz!" demeyişn bosuna. Sapindan kopacak armut degil bu armut degil bu, yarali olsa da dusmez dalindan; bu yurek bu yurek benzemez serce kusuna serce kusuna!
Dostlar biliyorum! Dostlar biliyorum nerde ne haldedir O! Biliyorum gitti gelmez bir daha! Biliyorum bir deve horgucunde kanayan bir carmiha cirilciplak bedeni mihlidir kollarindan. Dostlar birakin beni. birakin beni. Dostlar bir varayim goreyim goreyim Bedreddin kullarindan Borkluce Mustafayi Mustafayi.
*
Boynu vurulacak iki bin adam, Mustafa ve carmihi cellat, kutuk ve satir har sey hazir her sey tamam.
Kizil sirma islemeli bir hasa altin uzengiler kir bir at. Atin ustunde kalin kasli bir cocuk Amasya padisahi sehzade sultan Murat, Ve yaninda onun bilmem kacinci tuguna ettigim Bayezid pasa!
Satiri caldi cellat. Caiplak boyunlar yarildi nar gibi, yesil bir daldan dusen almalar gibi birbiri ardinca dustu baslar. Ve her bas duserken yere carmihindan Mustafa bakti son defa. Ve her yere dusen basin kili depremedi : - Iris dede sultanim iris! dedi bir,
baska bir soz demedi..
11
Bayezid pasa Manisaya gelmis, Torlak Kemali anda bulup ani dahi anda asmis, on vilayet reftis edilerek giderilecekler giderilmis ve on vilayet betekrar bey kullarina timar verilmisti.
Rehberimle ben bu on vilayetten gectik. Tepemizde akbabalar dolasiyor ve zaman zaman acaip cigliklar atarak karanlik derelerin icine suzuluyorlar, henuz kanlari kurumamis korpe kadin ve cocuk olulerinin ustune iniyorlardi. Yollarda gunesin altinda, genc, ihtiyar erkek cesetleri serili oldugu halde, kuslarin yalniz kadin ve cocuk etini tercih etmeleri karinlarinin ne kadar tok oldugunu gosteriyordu.
Yollarda hunkar beylerinin alaylarina rastliyorduk.
Hunkar bey kullari; curumus bir bag havasi gibi agir ve buyuk bir guclukle kimildanabilen ruzgarlarin icinden ve parcalanmis topragin ustunden gecerek, rengarenk tuglari, davullariyla ve cengu cigane ile timarlarina donup yerlesirlerken biz on vilayeti biraktik. Gelibolu karsidan gorundu. Rehberime:
- Takatim kalmadi gayri, dedim, denizi yuzerek gecmem mumkun degil.
Bir kayik bulduk.
Deniz dalgaliydi. Kayikciya baktim. Bir almanca kitabin ic kapagindan koparip kogusta bas ucuma astigim resme benziyor. Kaln biyigi abanoz gibi siyah, sakali genis ve bembeyaz. Omrumde boyle acik, boyle konusan bir alin gormemisimdir.
Bogazin orta yerine gelmistik, deniz durmamacasina akiyor, kursun boyali havanin icinde sular kopuklenerek kayigimizin altindan kayiyordu ki kogustaki resme benzeyen kayikcimiz:
- Serbest insan ve esir, patrici ve plep, derebeyi ve toprak kolesi, usta ve cirak, bir kelime ile ezenler ve ezilenler, nihayet bulmaz bir ziddiyetle birbirine karsi gogus gererek bazen al altindan bazen aciktan aciga fasilasiz bir mucadeleyi devam ettirdiler; dedi.
12
Rumeline ayak bastigimizda Celebi Sultan Mehemmedin Selanik kalesindeki muhasarayi kaldirarak Sereze geldigini duyduk. Bir an once Deliormana ulasmak icin gece gunduz yol almaya basladik.
Bir gece yol kenarinda oturmus dinleniyorduk ki, karsidan Deliorman taraflarindan gelip Serez sehrine dogru giden uc atli, dolu dizgin onumuzden gecti. Atlilardan birinin terkisinde insana benzer bir karalti gormustum. Tuylerim diken diken oldu. Rehberime dedim ki:
Ben tanirim bu nal seslerini. Bu kopukleri kanli simsiyah atlar karanlik yolun ustunden dortnala gecip hep boyle terkilerinde bagli esirler goturduler.
Ben tanirim bu nal seslerini. Onlar bir sabah cadirlarimiza bir dost turkusu gibi gelmislerdir. Bolusmusuzdur ekmegimizi onlarla. Hava oyle guzeldir, yurek oyle umutlu, goz cocuklasmis ve hakim dostumuz SUPHE uykuda... Ben tanirim bu nal seslerini. Onlar bir gece cadirlarimizdan dolu dizgin uzaklasirlar. Nobetciyi sirtindan bicaklamislardir ve terkilerinde en degerlimizin arkadan baglanmis kollari vardir.
Ben tanirim bu nal seslerini onlari Deliorman da tanir..
Filhakika bu nal seslerini Deliormanin da tanidigini cok gecmeddn ogrendik. Cunku ormanimizin eteklerine ilk adimimizi atmistik ki, Beyezid pasanin diger tedbirati saibe ile ormana adamlar biraktigini, bunlarin karargaha kadar sokulup Bedreddinin murudligine dahil olduklarini ve bir gece seyhimizi cadirinda uykuda bastirip kacirdiklarini duyduk. Yani yol kenarinda rastladigimiz uc atli Osmanli tarihindeki provokatorlerin agababasi idiler ve terkilerinde goturdukleri esir de Bedreddindi.
13
Rumeli, Serez ve bir eski terkibi izafi: HUZURU HUMAYUN.
Ortada yere sapli bir kilic gibi dimdik bizim ihtiyar. Karsida hunkar. Bakistilar.
Hunkar istedi ki: bu musahhas kufru yere sermeden once, son sozu ipe vermeden once, biraz da seriat eylesin abrazi huner adabu erkaniyle halledilsin is.
Hazir bilmeclis Mevlana Hayder derler mulku acemden henuz gelmis bir ulu danismend kisi kinali sakalini ilhami ilahiye egip, "Mali haramdir amma bunun kani helaldir" deyip halletti isi...
Donuldu Bedreddine Denildi : "Sen de konus." Denildi : "Ver hesabini ilhadinin."
Bedreddin bakti kemerlerden disari. Disarda gunes var. Yesermis avluda bir agacin dallari, ve bir akar suyla oyulmaktadir taslar. Bedreddin gulumsedi. Aydinlandi ici gozlerinin, dedi: - Madem ki bu kerre maglubuz netsek, neylesek zaid. Gayri uzatman sozu. Mademki fetva bize aid verin ki basak bagrina muhrumuzu..
14
Yagmur ciseliyor, korkarak yavas sesle bir ihanet konusmasi gibi.
Yagmur ciseliyor, beyaz ve ciplak murted ayaklarinin islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.
Yagmur ciseliyor. Serezin esnaf carsisinda, bir bakirci dukkaninin karsisinda Bedreddinim bir agaca asili.
Yagmur ciseliyor. Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir. Ve yagmurda islanan yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin cirilciplak etidir.
Yagmur ciseliyor. Serez carsisi dilsiz, Serez carsisi kor. Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.
Yagmur ciseliyor.
Nazım Hikmat RAN Yalnızca Genç Hacıbektaş WEB kullanıcıları yorum yazabilirler. Üye iseniz giriş yapınız, üye olmak için soldaki giriş formunu kullanabilirsiniz. Powered by AkoComment! |